Bu işin sırrı çok basit


Geçen yazımızda Yunanistan da kriz olmadığını daha doğrusu Yunan halkının bundan etkilenmediğini söylediğimiz de bu kadar çok farklı yorum duyacağımızı beklememiştik. İşin doğrusu Yunanistan da ki kriz söylentilerinin, halkının bütününe yansımadığı, bu işin gereğinden fazla abartıldığı, yapılan kesintilerin, tabii ki insanlarda bir memnuniyetsizlik yarattığı ve bunun da çok fazla büyütüldüğü şeklindeydi. Çünkü sadece Yunanistan değil hemen hemen bütün Avrupa ülkeleri olası ekonomik krizlere hazırlıklıdırlar. Eğitim durumları, sosyoekonomik yapıları, demografik dağılımları, ekonominin tüm parametrelerinin ortaya konulduğu serbest piyasa ekonomileri ile sadece zaman zaman daralmalar yaşarlar. Elbette  bizim gibi demografik yoğunluğu çok fazla olan, köyden kente göçlerin yoğun şekilde yaşandığı, zaman zaman resesyonlara giren ekonomiler de enflasyon ve faizler yüksek, ekonominin yapısal sorunları kuvvetlidir.

Şu an için genel ekonomik tabloya bakarsak, bono ve tahvil fiyatlarında ki düşüş hatta Fitch ‘ in not arttırması bile Türk ekonomisinin kronikleşen sorunlarını aşmada yeterli olmuyor. Olamaz da. Çünkü öncelikli olarak ihracat ve ithalat girdilerinin düzenli bir biçimde reel fayda sağlaması lazım. Çok fazla ithalat yapmaya yönelik bir ekonomik politika izlendiğinde nispeten katma değeri düşük ara malını işleyip satmaya yönelik ihracattan olası bütçe açıkları ne kadar kapanabilir? Yıllardır kamu açıklarını kapatmaya yönelik lüks tüketim ürünlerine gelen vergi artışları, cari açıktan doğan ve ekonominin genel balansını bozan döviz kurlarında ki oynamalar hatta enerjide dışa bağımlılığımız dolayısı ile yüksek miktarda ödediğimiz dış borçlarımız ve ödemelerimiz bizim ekonomik anlamda istediğimiz büyümeyi yakalamamızı engellemekte. Yine de bütün bunlara rağmen Türk ekonomisinin son yıllarda yakaladığı büyüme oranları da takdire değer. Yani aslında potansiyeli çok daha fazla olan bir ekonomik kalkınma görüyoruz.
 
Aslında burada insanlarımızın refahını arttırmak, üreticiyi her anlamda zenginleştirmek ve ihracat yaptığımız ülke sayısını değil, ihracattan kazandığımız fon miktarını arttırmak ise yöntem çok basit. Yerli malı kullanımını teşvik etmeliyiz. Bugün sürekli tarım kesiminden işlerin hiçte iyi gitmediğine dair haberler okumaktayız. Eğer ki hayvancılıkta ithal hayvan getirme noktasında ki bile kotaları katlamışsak, tarımda kullandığımız tohumları bile ithal eder halde isek, benzin, mazot gibi ürünlerde fiyatları elimizde olmadan bir noktada tutamıyorsak tarım dan kazancımız azalır.
 
Bugün dev şirketler istedikleri, ya da ülkemizde ürettikleri her türlü ürünü başta kimya sanayi olmak üzere rahatlıkla satabilmekteler. Biz kendimize ait olan markaları bu firmalarla rekabet eder hale getirebiliyor muyuz? Bu soruyu düşünmek gerek. Misal bir marketten içeri girip şampuan almak istediğinizde gözünüzün önüne sürekli olarak 3-4 firmanın malzemeleri çarpmakta. Genelde bu kişisel bakım marketlerinin isimleri bile yabancı da ayrı bir konu ya, neyse. Önemli olan yerli malı üretimini desteklemek, bu ölçekte rekabeti teşvik edici unsurlar getirmek ve Türk lirasının çok daha dengeli bir biçimde dağılmasını sağlamak. Bu olduğu takdir de asıl işte o zaman istenilen büyüme yakalanır.
 
Bu arada yatırım için cazip öneriler isteyenlere  de uyarılarım olacak. Forex gibi son zamanlarda çok fazla reklamı yapılan piyasalardan uzaklaşıp getirisi düşük olmasına rağmen riski az olan alanlara yönelmeleri. Bu anlamda borsanın kısa vadede kazandıracağını düşünüyorum. Tabii ki uzun vadede gayrimenkul sektörü çok avantajlı. Altın ve döviz tarafında ise beklemekte fayda var.

  • PAYLAŞ